Yaşamda Kürek Çekmek Neyi Anlatıyor?

Günümüzde teknoloji ve küreselleşmenin yarattığı değişim, farkında olalım veya olmayalım ilişkilerimizi, seçimlerimizi, beğenilerimizi, değer yargılarımızı, beklentilerimizi, isteklerimizi,  an’larımızı etkilemektedir. Özellikle iletişim teknolojisinin bu süreçteki hızlı değişimi, bilgiye ve birbirimize ulaşmayı hızlandırırken bir yanda da yabancılaşma ve yalnızlığı beraberinde getirmektedir.

Leonardo da Vinci’nin deyimiyle bir çok insanın “görmeden baktığı, hissetmeden dokunduğu, dinlemeden duyduğu, düşünmeden konuştuğu” bir temas biçimi toplumda yerini almakta.

Martin Buber bu duygusal kayıtsızlık ve uzaklığı “Ben–O” olarak tanımlıyor. Buber’e göre “Ben-O” etkileşiminde bir taraf ötekinin öznel gerçekliğine ayak uyduramadığı gibi, ona karşı gerçek bir empatisi yoktur. Birisine bir kişiden çok bir eşya gibi davranır. “Ben–O” tarzına sahip kişi diğer insanları başka bir amacın araçları olarak görür.“Ben-O” etkileşim durumu, kayıtsız, mesafeli olandan tamamen istismarcıya kadar uzanan ilişkiler yelpazesini tanımlamaktadır.

Bu benmerkezci tarzın aksine, “Ben-Sen” etkileşiminde ise, iki kişinin iç dünyalarının kaynaşması söz konusudur. Ben-Sen’in gündelik biçimleri, basit saygı ve nezaketten, şefkat ve hayranlığa kadar, sevgimizi göstermenin sayısız yoluna uzanır. “Ben-Sen”, değer verilen öteki kişinin o sırada diğer herkesten ayrı olarak algılandığı, tüm ayırıcı özellikleriyle tanındığı, birleştirici bir ilişkidir. “Ben-Sen” etkileşim biçiminde “bilgisayarlar tarafından üretilemeyeceği kanıtlanmış” bir yetenek olarak kabul edilen empati önemli bir yere sahiptir.

“Kişinin kendisini bir başka bilincin yerine koyarak, söz konusu bilincin duygularını, isteklerini ve düşüncelerini, onun bu yaşantılarını o anda tecrübe etmeksizin anlayabilmesi yeteneği” olarak tanımlanan empati, başka bir insanı entelektüel olarak kavramaktan çok “duygusal anlama”nın olduğu, özel bir varoluş biçimidir.

Empatik anlayış, insanları birbirine yaklaştırma, iletişimi kolaylaştırma özelliğine sahiptir. Araştırmalara göre, empatinin kendini açma, toplumsallaşma, sosyal duyarlılık ve topluma uyum ile pozitif ilişkisi vardır. Diğer yandan ilgileri sadece kendine dönük olan kişilerin, bir başka kişinin iç dünyasına ilgi göstermesi ve empati kurması düşük bir ihtimaldir.

Bu noktada mantıksal, matematiksel, bilgisayara benzer niteliklerin ön planda olduğu günümüzde “empati”nin yeri nedir? empati öğretilebilir mi? sorusu gündeme gelmektedir.

Son otuz yıldır beynin çeşitli bölümleri arasındaki ilişkiyi inceleyen nörolog Paul D. MacLean, empati örgüsünün çocukluğumuz sırasında uyarılması gerektiğini, yoksa asla işlemeyeceğini vurgulamaktadır. Diğer bir görüş ise, empatinin oluşmasına yardım edilebileceği, bunun yanında davranışın kendisinin bir yetenek olarak doğrudan öğretilemeyeceği yönündedir.

Davis kişinin kendine (bedeninin, duygularının, eylemlerinin) yönelik farkındalığını arttırarak, dinleme becerileri kazandırarak, insanoğlunun çeşitli topluluklardan oluştuğunun farkına vardırarak, bu farklılıklara saygı ve hoşgörü gösterme ile ilgili yaşantılar sunarak onlarda empati davranışının gelişimine yardımcı olunabileceğini söylemektedir.

Duygusal zeka neden IQ ‘dan daha önemlidir? isimli kitabı ile dikkatleri “sağ beyin” nitelikleri olan özbilinç, yaratıcılık, empati, sezgi, neşe, anlam gibi temel insani becerilere çeken Daniel Goleman ise, içimizde varolan ve insanoğlu için hayati önem taşıyan bu yeteneklerin ne derece önemli olduğunu bilimsel bulgular ışığında paylaşmaktadır.

Yapılan çalışmalar,  bilgi çağına güç veren “sol beyin” becerilerinin artık tek başına yeterli olmadığı, olamayacağı görüşünü ispatlar niteliktedir.

Bu görüşün yansımaları dünyada olduğu gibi, özellikle son yıllarda ülkemizde de “yaşayarak öğrenme” yaklaşımına yönelik artan ilgi ile de açıklanabilir.

Bu yönelim ülkemizde de daha fazla “yaşantı”ya dayalı, yani daha fazla sanatsal etkinliğe, oyuna, eyleme dayalı eğitimlerin artmasını destekler nitelikte olmuştur. Bu eyleme dayalı öğrenme sürecini oluşturan aşamaların;[görmek-fark etmek, anlamak-sezmek (kavramak), uygulamak-üretmek (yaratma eylemi)] aynı zamanda duygusal zekamız ile temasa geçmemizi sağlayan bir yol olduğu düşünüldüğünde, bu alanda yapılacak olan nitelikli çalışmalara daha fazla ihtiyaç duyulduğunu düşündürmektedir.

Bunun yanında nöropsikolojik sanat terapisi modeli, sanatın yalnızca çizim yapmak için değil, düşünmenin öğretiminde, duygusal anlamlılık yaratmada ve bellek güçlendirmede kullanılmakta olduğunu, sanat öğrenilip uygulamaya başlanıldığında, beynin daha çok ve daha güçlü bağlantılar oluşturmak için kendi kendini yenilediği görüşünü ortaya koymuştur. Jean Houston ise sanatın; yaratıcılığı, bedenin farkındalığını ve benlik duygusunu uyardığını belirtmektedir. Houston’a göre çocuklar sanattan yoksun kalırlarsa, hayatı yaşayabilme yollarından çoğu sistematik olarak engellenmektedir. Sanat yaşamı anlamamıza katkıda bulunduğu gibi, yaşamı daha anlamlı kılmaya yaramaktadır.

Bunun yanında Daniel Pink’ e göre, Yale tıp fakültesi’ndeki öğrencilerin gözlem yeteneklerini geliştirmek amacıyla Yale Britanya Sanatlar Merkezinde aldıkları resim eğitimi, Japonya’ nın ülkede yaratıcılığı, sanatı ve oyunu teşvik etmek için başlattığı ve  “yüreğin eğitimi” olarak tanımladığı eğitimde yeniden yapılanma programı, Londra işletme okulunun “sanatçılar aramızda” programı ve benzer bir çok program ve proje “sağ beyin” niteliklerinin gelecek kavram çağının yükselen değeri olduğu savını desteklemektedir.

Sağ ve sol yarımkürelerimiz, insanın yaratıcı gücünü ortak olarak biçimlendiren ve yön veren apollon ve dionysos gibi, aslında birbirini tamamlayan bir işleyişe sahiptir.

Analitik, matematiksel, mantıksal ve sözel becerilere sahip olan sol beyin niteliklerine verdiğimiz önem, bütünsel, ilişkisel, sezgisel en önemlisi, bize daha “insan” yapan sağ beyin niteliklerini ihmal etmemiz anlamına gelmemelidir.

Bunun için, yaşam denizinde bir kayıkta olduğumuzu düşündüğümüzde, ilerlemek ve arzuladığımız yöne gidebilmek için her iki küreği gereğince kullanmayı becerebilmeliyiz

Aksi taktirde olduğu yerde dönüp duran bizler

Olduğu yerde dönüp duran bir nesil yetiştireceğiz…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s