Yeni Cesur! Dünya

Teknolojideki gelişmeler ve dijital dünya, konumuz çocuklar olunca karşımıza yanıtlanması gereken sorularla çıkıyor: Kaç yaşında, niçin, ne, ne zaman, ne kadar, nerede? Yüksek teknolojili yeni cesur ! dünyamızda gerçek(doğal) oyunlardan bahsetmek ne kadar anlamlı pek emin değilim. Tabii “aman canım zaten dokuzundan kovulduk onuncu köydeyiz” deyip ne kendimin ne küçüğümün henüz tanışmadığı akıllı telefon, tablet oyunlarından bahsedecek değilim. Yanlış anlaşılmasın, köyümüze bu akıllı teknolojiler gelmediğinden değil, Mürvet Teyzelerde iki adet LCD televizyon var, biz de bir ay önce LCD dünyasına adım attık. Çocuklara karne hediyesi olarak artık bisiklet yerine tablet, oyun konsolu alınıyor; çobanlık yapan harika çocuk Mustafa, salep sökerek kazandığı ve iki kere yenilediği akıllı telefonuyla koyunlarının başında; ev hanımları facebook ile haberleşiyor; en az üç aile, yemeğe gittiğimiz köy balıkçısına tabletleri veya akıllı telefonlarıyla geliyor. Özellikle çocukların akıllı teknolojiyle kurduğu bu yakınlığı gördükçe doğal olarak “aklım ermiyor, her halde başka bir şey var,” diye düşünüp şüpheleniyorum. Böyle durumlarda merak içinde anlamaya çalışıyor, kuşku duyuyor, kendimi sorumlu hissediyorum. Bertnard Russell’ın şu sözünü hatırlıyorum hep: “Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmasıdır”. Biraz okuyup araştırınca, dinleyip anlamaya çalışınca başka kimselerin aklındakileri de öğrenmeye başlıyorsun. Öncelikle görünen o ki dijital dünyanın hizmetlerinden sınırsızca faydalanan birçok anne – baba, çocuklarının da bu büyük nimetten faydalanmasında sorun görmüyor; aksine küçücük çocuklarının el kadar teknolojiyi bunca iyi kullanmasını hayranlıkla izliyor. Bir kısmı çocuklarının çarçabuk akıllanması, sisteme ayak uydurup yaşıtlarından geri kalmaması ve geleceğe hazırlanmasından memnun; bunu çağın gereği olarak görüyor. Diğer kısım endişe ve şaşkınlık içinde, kafaları karışık… Kimi zaman bu oyunları çocukları için en iyi olanla (doğada koşturma) en kötü olan (televizyonun karşısında pasif şekilde oturma) arasında bir yerde görüp az da olsa memnun oluyor; kimi zaman da her an ellerinin altında olan akıllı aletlerin sunduğu oyalanma, eğlenme, eğitim benzeri hizmetlerin niteliğinden şüphe duyuyorlar. Özellikle bazı anne babalar, bu oyun ya da uygulamaların, çocukların hayatın içinde bire bir deneyimleyebileceği yap-boz, eşleştirme, giysi giydirme, saklanan şeyi bulma, pazardan alışveriş gibi şeylerin sanal hali olduğunu gördükçe, küçüklerin bunlara ne kadar ihtiyacı olduğunu soruyor, hatta ileri gitmeyi göze alarak onların sanal dünyada geçirdikleri zamanın, gerçek yaşantıdaki zengin anlardan çalınmış olduğunu söyleyebiliyor. Ama esas kaygıları, onlara kendi elleriyle sundukları bu oyunların daha sonra önü alınmaz tehlikelere gebe görünüyor olması. Kaygılarında da haksız değiller hani; telefonu, tableti bilmem ama araştırmalara göre bu nedenle hapı yutan çocuk sayısı gün geçtikçe artmakta, bunu biliyorum. Kısaca yüksek teknolojili yeni dünya, aynı zamanda yeni bir çocuk kuşağı yaratıyor. Böylesi bir bolluk çağında hareketsiz, doğanın dışında, oyunsuz bu çocuklar da belki en büyük yoksulluğu yaşıyor. Kim bilir? Geçtiğimiz günlerde bir yerlerde, bir doktorun yanık hastaları için bilgisayar oyunu geliştirdiğini okumuştum. Oyun, kişinin gerçek hayatla bağını keserek ağrıların dinmesine neden oluyormuş. Bunun üzerine bilgisayar oyunları konusunda şüpheleri olan bir anne, bilgisayar oyunlarının hastalıklara bile çare olmaya başladığını söylüyor. Böyle düşününce belki doğru ama bu etki size başka bir şeyin etkisini, mesela uyuşturucuyu hiç hatırlatmıyor mu? Çok mu şüpheciyim?

Ve nihayetinde günümüzde elinde, iphone, ipad, tablet olan çocuk görüntüleri her yerde; oturduğunuz cafe’de, yanınızda duran arabada, ailece yemek yemek için gittiğiniz restoranda, markette, doktorun bekleme salonunda, sokakta yürürken yanınızdan geçen pusette, vapurda hatta gittiğiniz doğum günlerinde baş rollerde … Dijital dünya ile kuşatılmış (susturulmuş) bebek ve çocuk görüntüleri ile karşılaşmanın verdiği üzüntü ( tabii bu üzüntüye eşlik ettiği kaygı) mı daha ağır basıyor yoksa insanı(lığı) her bir taraftan kuşatan bu dijital sesler, görüntüler mi? bilemiyorum.

KÜÇÜK YÜREK kitabından-2014

Yorum bırakın